Cengiz Kumral "Şiir Damlaları"

"...Bugüne kadar yazdığım şiirlerimi bir kitap haline getirip getirmeme konusunu uzun uzun düşündüm ve sonunda, Sevgili Eşimin “çok yazık, herkesin okuması gereken bu şiirleri yalnız ben
okuyorum” sözü üzerine karar verdim ve bu kitabı bastırdım.
Yaşadığım sürece, gördüğüm, duyduğum, bildiğim herşeyi
şiirleştirmeye çalıştım. İstedim ki her okuyan bu şiirlerde biraz kendini bulsun, kendini yaşasın. Başarabildim mi bilemiyorum. Buna elbetteki siz okuyucular, şiir sevenler zaman içinde karar verecek. Ama şundan eminim, benimle birlikte bazen tebessüm edecek, bazen hüzünleneceksiniz. Belki de siz de benim gibi kendinizle biraz dalga geçeceksiniz. Bu şiirleri yazması bendendi. Okuması ise sizden. Haydi, kolay gelsin!..."

 

"Şiir Damlaları" irili ufaklı 428 şiirden oluşan bir kitaptır ve yoğun istek üzerine çıkarılan 2. baskısı şu anda Ankara Karanfil Sokak Dost Kitabevi'nde, şiir reyonunda satılmaktadır. Yakın zamanda ikinci kıtabı da yayınlanacaktır. Aşağıda kitaptan gelişigüzel seçilmiş örneklerli okuyabilirsiniz.

 

 

Telefon: 266 414 1759 - 312 427 4471
Email: bilgi@cengizkumral.com

 

GÜL VE BÜLBÜL
AŞKIMI SÖYLEYEMEDİM
AŞKIN ŞEMSİYESİ
BEN ORDAYIM
İSTEMEM
ZAMAN
HATIRALAR
RAKI
MEHTAPLA SEVİŞMEK
SEN GÖRDÜN MÜ?
DENİZ GÖZLÜM
ŞEYTANA UYMAK
KIZDIĞIM
BEN AŞKI TANIRIM
ENİŞTE
BİR KADINDAN NAĞME
O SARIŞININ HİKÂYESİ
SEN SEVİNCE
TÖVBEKAR
BACAKLAR

GÜL VE BÜLBÜL

Ne zaman bahçemizde
Gül dalına konmuş bir bülbül görsem
Kıskanırım canım sıkılır
Kovmak isterim hemen
Kalbim burkulur
Dilim tutulur.
Biri tüner dalında, söyler bildiği o tek şarkıyı
Biri dönerek dans eder rüzgârla dökülür yaprakları
Elbet kıskanırım böyle bir aşkı
Düşünürüm bir an için o kızı
Dünyam kararır, neş’em kaybolur.
Mümkün değil
Çekemem ben bu kuşu
Kovmak geçer içimden
Ya da kesmek o dalı
Utanırım
Elim dilim tutulur
Çaresiz, beklerim sonbaharı…

AŞKIMI SÖYLEYEMEDİM

Gidiyordum doğru yönde
şen şakrak,
Yolumu kesti sonbahar.
Ne arıyorsun diye sordu bir yaprak
Dolaşıp duruyorsun bahçelerimizde.
O’nu diyemedim
Aşkımı söyleyemedim.
Devam ettim yoluma
Önümü kesti bir avuç toprak.
Yine sordu o yaprak:
Ne arıyorsun dedim bu bahçelerde
Gezip duruyorsun içimizde.
O’nu diyemedim
Öldüğünü söyleyemedim.
Kaçıp gitmek istedim sessizce
Peşimi bırakmadı hatıralar.
Birlik olup sordu bütün yapraklar
Ne arayıp duruyorsun aramızda?
Bil ki çabaların hep boşuna
Bizi de boğuyorsun yasa,
Ruhumu diyemedim
Öldüğümü söyleyemedim.

AŞKIN ŞEMSİYESİ

Sevgilim
Sevdiceğim,
Bazen
Açık güneşli
Bazen
Parçalı bulutlu sağanak yağışlı
Bir gökyüzü gibisin.
Aşkın şemsiyesi yokki senden korunabileyim.

BEN ORDAYIM

Beni orada burada
Hani baktığın yer varya
İşte, ben ordayım.

İSTEMEM

Ben açgözlü biri değilim
İstemem cenneti menneti
Verin bana cehennemi
Yeter ki içinde sevgilim olsun.

ZAMAN

Etekleri dumanlı
Başı kardan duvaklı dağlardan coşup gelen
Teninde beyaz zambaklar açan
Gönülden gönüle akan sular
Çeviriyor çarkımı.
Dönüyor taşım
Dönüyor başım
Zamanı öğütüyorum
İki taş arasında
Sıcak sıcak elime akıyor günler
Ömrüm olduklarını bilmiyordum.

HATIRALAR

Bugün şöyle bir gezindim bahçemizde,
Her biri başka bir renk açmıştı güllerin
Her biri başka bir şarkımızı söylüyordu sanki
Bir başka ahenkte,
bir başka biçimde.
Rüzgâr, yay olmuşçasına gam çekiyordu
Güllerin kahkaha tufanı kopan dudaklarında,
Ben de eşlik ettim
Sıra gelince o şarkımıza.
Gelinliğini giymiş gözlerime bakıyordu beyaz gül
Yüzüne örtmüştü ince bir tül
Uzattı ellerini girdi koluma
İşte o an sustu o bülbül.
Pembe bir sabahlık takmış sırtına başka bir gül
Ya şafağı tutmuş saçlarından ya da ufku
Sürükleyip getirmiş bahçemize peşinden;
Yarı uyanık yarı uykulu
Boynuma doladı kollarını
Anlattı durdu o günü, o düğünü.
Bir başka havadaydı kırmızı gül.
Dudaklarımdan öptü dağladı içimi,
Rüzgârla savruldu etekleri,
Avucumdaydı sımsıcak elleri
Aklımı başımdan aldı
Düşünemedim ne kendimi ne de seni.
Boynu büküktü, üzgün görünüyordu sarı gül,
Yapraklarına çiği düşmüş gecenin,
Sararıp soldu çok geçmeden
Anlayamadım niçin neden?
Daha bahar bitmeden, yaz geçmeden.
Bugün şöyle bir gezintiye çıkmıştım bahçemizde,
Tazelendi bir bir hatıralar
Resmi geçit yaptı önümde bütün güller
Bütün şiirler, türküler, şarkılar
Daldığım o hayal aleminde.

RAKI

35’lik vardır:
Rakı gibi,
Rahat içilir.
Otuz beşlik vardır:
Senin gibi,
Kolay binilir
Zor inilir
Dörtnala gidilir!..
70’lik vardır:
Rakı gibi,
Zor içilir.
Yetmişlik vardır:
Benim gibi,
Zor binilir
Rahvan gidilir!..
Haydi kaldıralım kadehleri:
He de yavrum he!
Deh de aslanım deh.

MEHTAPLA SEVİŞMEK

Bazen yalnızlığın dayanılmaz sessizliğinde
Kapılırım dolaşmanın o sonsuz güzelliğine.
Atlarım bulutların terkisine
Gökyüzünü tozu dumana katarım
Yıldızlarla konuşur
Yıldızlarla oynaşırım.
Yine bir gün dolaşırken bulutların terkisinde
Mehtabı gördüm çırılçıplaktı,
Elleri kınalı
Gözleri sürmeli
Uzatmış saçlarını yarı beline
Tıpkı benziyordu gümüşten bir geline,
Dayanmak mümkün değildi cazibesine.
Öpmek geldi içimden
Ve de sevişmek
Mehtap mahcup
Ben mahcup.

SEN GÖRDÜN MÜ?

İki bin dört yılının eylülü.
Sen gördün mü bir günün nasıl öldüğünü
Güneşin kaz dağlarından yuvarlanışını
Körfezin çırpınan sularına dalışını
Bulutların sağa sola kaçışını.
Sen duydun mu hiç?
Martıların çığlık çığlık ağlayışını
Rüzgârın durmadan ağıt yakışını.
Sen beni gördün mü?
Aşkından hasretinden nasıl öldüğümü
Beyazlara büründüğümü
O toprağa nasıl gömüldüğümü.
Sen gördün mü?
Ahh!
Gördün mü?
Biliyorum
Yalnız hatırında kalacak
Bir kaç kürekle
Bir kaç damla gözyaşı
Ve de o kara toprak.

DENİZ GÖZLÜM

Deniz gözlüm
Dalga dalga köpük saçlım
Gök gürültülü
Islak bakışlım
Söyle seni ne yapayım.
Sığdıramadım bir yerlere
Ne yedi kat gökyüzüne
Ne yedi engin denize
Benden uzak
Çok çok uzak
Her ikisi de.
En iyisi
Gel seni cebime koyayım
Özledikçe
Çıkarıp çıkarıp okşayayım.

ŞEYTANA UYMAK

Ben şeytana uydum bir kere
Cennetten kovulduk,
şeytan bana uydu bir kere
Cehennemden kovulduk,
Cennet cehennem derken
Arafat’tan da
Huri kızlardan da olduk.

KIZDIĞIM

Bir haylaz şımarık rüzgâr esiyor başımda,
Perişan ediyor bütün hayallerimi
Aldırmıyorum
Hatıraları kurcalıyor da
Ona kızıyorum.

BEN AŞKI TANIRIM

Ben aşkı gözlerinden tanırım
Başıma geldiğini gülüşünden anlarım
Gel gör ki mum gibi nasıl yanarım
Nerden bilecektim sonradan çıkacakmış dumanım.
Ben aşkı gözlerinden nah! tanırım.

ENİŞTE

Bayram değil seyran değil
Eniştem beni niye öptü?
Niye soruyorsun ki bana bu soruyu
Baksana haline
Geçersin karşısına süzersin gözlerini
Giyersin mini mini eteğini
Atarsın bacak bacak üstüne
Gösterirsin tenini
Daha başka ne olsun
Dua et ki enişten ben değilim!..

BİR KADINDAN NAĞME

Hoşgeldin,
Gelişini ayak seslerinden anladım
Seni gülüşünden tanıdım
Bildim, gelen sendin.
Gecemi gündüze karıştırırsın her gelişinde
Artık dost sayılırız elbette
Belki de iki sevgili.
Nedense?
şikâyetim yok, yok olmasına ama
Fırsat ver bana
Yatağı toplayayım
Üstümü çıkarayım!

O SARIŞININ HİKÂYESİ

Yaman vurdu rüzgâr camlara,
şarkımızı söylüyordu telefon telleri,
Yaprak yaprak açıyorlardı o geceyi,
Ben pencerenin kenarında
Düşünüyordum, düşünüyordum:
Senin sarı saçların mavi gözlerin vardı,
Deniz gibi güzeldin hırçın olduğun zamanlar,
Yakışırdı, bayılırdım senin bu hallerine,
Hıncını benden alırdın, sonra göğsüm üzerinde
Ağlardın, ağlardın.
Yollarda karşılaştığımız günler olurdu,
Omuz vurup geçiyordun yanıbaşımdan,
Dönüp, geliyordum arkandan,
Ürkek bir ceylan misali
Kaçıyordun, kaçıyordun.
Beraber yürüdüğümüz zamanlar da oldu,
Ama hiç konuşmazdık,
Ellerin avuçlarımda sımsıcak,
Gözlerimin içine bakarak
Ürperiyordun, ürperiyordun.
Kapınızdan geçiyordum gözlerim sana hasret,
Dudaklarımda acı bir ıslık sitem dolu,
Sen uyuyordun,
Belki de rüyanda beni görüyordun
Gülümsüyordun, gülümsüyordun.
Hey gidi günler hey!
Yaman vurdu o kış rüzgâr camlara,
Ayrılığı ilan ediyordu telefon telleri,
Sen üç gün olmuştu gideli,
Anılardan ibaret uyuyordun kollarımda
Uyanamıyordum, uyanamıyordum.

SEN SEVİNCE

Ben ezbere bilirim şarkıları,
Türküler ise hiç aklımdan çıkmaz,
Dudaklarım söyler bütün şiirleri
Sen gelince,
Sen öpünce,
Sen sevince canım.
Dağlar da neymiş, bir adımda aşarım;
Göller de neymiş, bir yudumda içerim
Gökyüzünü avucumda taşırım
Sen gelince,
Sen öpünce,
Sen sevince canım.

TÖVBEKAR

Bugün tam beş kez sevap işledim
Beş güzele bakarak,
Bütün günahlarımı affettirdim
Her birini tek tek öperek.
Tövbekar da oldum artık
Dilerim Tanrım takdir edip affeder,
Günah da yazmayacağını umarım
Kazaen öpersem o kızları istemeyerek!..

BACAKLAR

Tanrım o kıza iki güzel bacak vermiş
Açmış ucuna kadar
Tanrım bana da iki göz vermiş
Açmışım sonsuza kadar.
Günah kimde şimdi,
Kim günahkâr?

   

Deniz Kumral'n notu: Babam Ankara'da şiir yazıyor, ben de Ankara 'ya döndüm ve Black Market Jewelry üzerine çalışıyorum.